Kişinin sevdiği birinin ölümü veya önem verdiği nesneyi kaybetmesiyle ortaya çıkan kedere ‘yas’ denir. Kaybedilen kişi sevilen bir insanın ölümü olabildiği gibi boşanma, sevgili, hayvan, iş, organ, sağlık, dostluk, yaşam şartları ve aile yadigarı bir obje de kaybedilen nesne olabilir. Yasını tuttuğumuz süreç içerisinde gerçeklikle iç dünyamızı ruhsal açıdan dengelemek ve uyum sağlamak için kendimizi değişime adapte ederiz. 

Aslına bakarsanız yaşantımızın her döneminde ayrılık vardır. Bebek olarak doğarız. İlk bağlantı nesnemiz annemizdir. Annemizin memesinden besleniriz sonra memeyi bırakıp biberon ve daha sonra bardağa geçmeyi kabulleniriz. Daha sonra kucaktan inip yürümek isteriz bunu da kabulleniriz. Yürümeye başladığımızda annemizin bizi koruyan güvenli kucağından inip bedenen ayrışmayla beraber ruhsal ayrışmaya ve birey olmaya doğru yürürüz. Önemli olan bu geçiş evrelerini güvenli bir ortamda deneyimlemiş olmamızdır. Her türlü ayrılık ve değişim hayatın gerçekliğidir. Dolayısıyla bu süreçleri güvenli bir ortamda deneyimlemiş kişinin hayatının daha sonraki evrelerinde karşılaştığı ayrılıkları yönetmesi ve zorluklara bakış açısı farklı olmaktadır.

Bu ayrılıklar zamansız olduğunda ve kişinin kayba karşı verdiği anlamla beraber kaybı kabul etme ve yas süreci uzamaktadır. Halbuki hayatımızda ayrılmaları gerçekleştirebilmeli, kayba uyum sağlamayı öğrenmeli ve bu büyük değişime yeni bir anlam vererek ruhsal büyüme aracı olarak görebilmeliyiz.

Sağlıklı yas sürecini yaşamak bu sebeplerden ötürü önemlidir. Yas dönemi 2-6 aylık süre içerisinde yatışmaya başlar. Bu sürenin değişmesi ve şiddeti kaybedilen kişi veya nesne ile aradaki bağın kuvvetine bağlıdır. Bu süreçte kişide; 

  • Derin üzüntü
  • Ağlama nöbetleri 
  • Öfke
  • Uyku bozukluğu
  • İsteksizlik
  • Hayatı anlamsız algılama 
  • Boşluk duygusu
  • Durgun olma
  • Bir şeyden zevk almama gibi belirtiler görülür. 

Yas süreci geçince bu belirtiler de normale döner. Ancak zaman zaman konuyu hatırlatan durumlarda duygusal olarak yoğunluk yaşansa da kişi normal hayatına devam edebilir. Yasta gözüken belirtilerle depresyonda gözüken belirtiler birbirine benzeyebilmektedir. Ancak aradaki temel fark, yasta ‘özsaygı’ yitimi olmaz. Yani sevdiğimi yitirdiğim için ‘ben sevilemez, kötü, yetersiz biriyim’ gibi düşüncelere girilmez. Yası yaşayan kişi kayıp yaşar. Bu sebeple, kaybettiği kişi ile yaşanmamış anılar ve söyleyemediği sözler için olumsuz düşünce tekrarlarına girebilir. ‘Keşke onunla istediği seyahate çıksaydım, keşke sevgimi dile getirseydim’ gibi yaşanmamış duygu ve davranışları dile getirebilir. Ayrıca, kayıp yaşayan kişinin aklına ölme düşünceleri de geliyorsa sevdiği kişi ile kavuşma isteğinden kaynaklanmaktadır. Çünkü kişi, sevdiği kişinin yokluğunun acısına dayanamayacağını düşünmektedir. 

Elisabeth Kübler Ross, yasın acı sürecini beş maddede tanımlamıştır. Bunlar;

  • İnkar
  • Öfke
  • Pazarlık
  • Depresyon
  • Kabullenme

Tam olarak yasını tutamadığımız kayıplarda;

  • Hayat cehenneme döner
  • Yaşamla bağımız kopar
  • Güçsüz hissederiz
  • Eski anılar
  • Eski ilişkiler
  • Eski sorunlar peşimizi bırakmaz.

Geçmişin gölgesinde kalmamak ve ruhsal büyüme ile tekrar ayağa kalkmak ve yürümek için, güvenli terapötik bir ortamda yapılan psikoterapi, kişinin bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmasına yardımcı olur.

 

Kaynaklar: Volkan V.D., Zintl E., 2008, Kayıptan Sonra Yaşam, İzmir. 

                   Öztürk M.O., Uluşahin A., 2008, Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Ankara.

                   Amerikan Psikiyatri Birliği, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5), 2014, Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı’ndan, çev. Köroğlu E., Hekimler Yayın Birliği, Ankara.

11 ay önce

Bunlar da İlginizi Çekebilir